Proteinler hakkında
İnsan gibi ağzında kesici ve
delici dişler taşıyan canlıların asla vazgeçemeyeceği bir
ihtiyaçtır protein. Bu makalede Türkiye'deki protein
ihtiyacını ve pazarını inceleyeceğiz. Pazardaki boşluklara,
yerli üreticilerin durumlarına ve Türkiye'deki devasa
protein ihtiyacının özellikle ufak ve yeni girişimciler için
yarattığı ticari fırsatlara dikkat çekeceğiz. Makalenin
amacı yerli girişimcilere protein işine girebilmeleri için
başlangıç noktalarını göstermek ve bu sektörde belli sayıda
yeni yerli girişimcinin oluşumuna katkıda bulunmaktır.
Girişimciler için başlangıç noktalarını belirlerken temel
prensipleri ve dikkat edilmesi gereken noktaları da
vurgulayacağız.
PROTEİN NEDİR
En kaba tanımı ile "protein" demek "et" demektir. İnsanlar
eti lezzeti, tok tuttuğu ve her şeyden önce insanların
genetik (DNA) özelliklerinin öyle gerektirmesi dolayısıyla
tüketirler. İnsan için proteinli gıdaların bu kadar lezzetli
olmasının belki de bir nedeni onun muhakkak dışarıdan almak
zorunda olmasıdır. İnsan belli özellikte proteini dışarıdan
almak zorundadır çünkü proteinin içinde bulunan bazı
maddeleri (bazı amino asitleri) vücut başka maddelerden
kendisi sentezleyemez. Protein tüketim ihtiyacı çoğunlukla "predator"
yani avcı konumunda bulunan canlılarda kendini gösterir ve
bunun nedenleri konusunda "besin zinciri" ve "evrim
mekanizması" açısından açıklamalar mevcuttur.
Gezegenimizdeki canlılar arası hiyerarşik yapıda en üstte
olan insanın bir protein tüketicisi olması beklenen bir
durumdur ve insanın DNA özellikleri değişmediği veya
değiştirilmediği sürece bu şekilde sürecektir. Bir bakış
açısına göre insanın gerçek anlamda uygarlaşması protein
kaynağını hayvanları (ve belki bitkileri) öldürmeden elde
etmesi durumunda olacaktır ki bu değişime şahit olduğumuz
için biz kendimizi şanslı sayabiliriz çünkü bu değişim bizim
neslimiz esnasında olmaktadır. Proteinin temel yapı taşı
olan "azot" azot çevirimi denen doğal bir mekanizma ile
bitkiler yoluyla havadan alınır. Bitkilerden hayvanlara ve
hayvanlardan da onları yiyen insanlara geçer, insan ölüp
bozunduğunda azot yine doğal çevrime geri döner (azotu insan
direk bazı bitkilerden ve et olmayan hayvansal ürünlerden de
alabilir). Yani bizim vücudumuzu oluşturan azotun kaynağı
"hava" dır.
PROTEİN NEDEN PAHALIDIR
Protein pahalıdır çünkü herkesin almak zorunda olduğu çok
temel bir besindir. Sadece insanlara değil bazı zirai
hayvanlara hatta tarıma bile gerekir protein. Proteinler (ve
onun daha ufak yapı taşları olan amino asitler) daha fazla
verim almak için yemlere katılır veya toprak iyileştirmesi
veya organik azot kaynağı olarak tarlalara atılırlar.
SENTETİK PROTEİN
YAPILABİLİR Mİ ?!
Evet. Her ne kadar bu makalenin konusu sentetik proteinler
olmasa da bundan da bahsetmeden geçmeyelim. Amino aitlerin
sentetik üretimi deneyler yoluyla yapılmış durumda.
İlginçtir ki bu deneyler "evrim deneyleri" olup asıl amacı
ticari protein üretimi değildi. Oluşum halindeki
gezegenlerdeki atmosfer şartları benzetilerek yapılan
deneylerde amino asitlerin spontane (kendiliğinden) oluştuğu
gözlendi ama ticari bağlamda bunun üzerine gidilmedi veya
gidiltilmedi!. Bunların detayları bilimsel literatürde var
ve bunu isterse deneme yeterliliğine sahip laboratuvar
sayısı Türkiye de 4,250 (dörtbinikiyüzelli) nin üstünde
(4,250 sadece bizim data-base imizde kayıtlı olan yaklaşık
sayı). Yine bizim kayıtlarımıza göre bu konuda Türkiye'de
araştırma yapabilme yeterliliğine sahip kişi sayısı yaklaşık
6,200 (altıbinikiyüz) ün üzerinde. Bu konuda Türkiye'de
araştırma yapan kişi sayısı ise yine bizim kayıtlarımıza
göre koskocaman bir 0 (sıfır). Bu konudaki her türlü AR&GE
çalışmasına ve makaleye BİYOTEK dergisinde öncelikle yer
vereceğiz.
NEDEN YENİ BİR PAZAR
Et, asırlardır bilindiğine ve tüketildiğine göre YENİ ÇAĞ -
YENİ SEKTÖR - YENİ FIRSAT sloganıyla çıkan bir dergide neden
kapak konusu olduğunu sorabilirsiniz (BİYOTEK® Dergisinde
hiç bir kapak konusu tesadüfen oluşmaz, dikkatli bir analiz
neticesinde marka karakterine uygun olarak seçilir). Nedeni
şudur : biyokimya ve moleküler biyoloji alanındaki bilgi
birikimi protein alanında öylesine yeni yöntemler ortaya
çıkarmıştır ki bildiğimiz klasik protein pazarı ve üretim
yöntemleri yok olmak üzeredir. Sokaktaki insan her ne kadar
farkında olmasa da bu değişimin en büyük tüketicilerinden
birisi aşağıda da açıklayacağımız gibi kendisidir.
Türkiye'nin petrolden sonraki en büyük hammadde ithalat
kalemi olan soya fasulyesinin tamamı direk veya dolaylı
olarak insanlar tarafından tüketilmektedir. Soya fasulyesini
gördüğünde tanıyamayacak çok insanımız vardır ama görse
tanıyamayacağı bu soyadan kilolarca tüketmişlerdir.
PROTEİN PAZARI NEDEN
AVANTAJLI
Modern protein klasik proteini pazardan kovuyor çünkü ondan
defalarca kat daha ucuz ve karakteristik lezzet (koku)
içermediği için çok daha geniş bir yelpazede
tüketilebiliyor. Örneğin etin tonu 500 dolar iken aynı
miktarda protein içeren soyanın fiyatı 100 doların altında.
Bu beş (5) katlık hatta bazı durumlarda daha da fazla olan
avantajı teknoloji yoluyla tersine çevirmek yani etin
maaliyetini 5 kat düşürmek kolay değil (soya sütünde oran 16
kattır). Bu nedenle de özellikle Türkiye'de et ve
hayvancılık sektörü gittikçe eriyor. Parça et dışındaki tüm
etli mamullerde soya % 30'lara varan oranlarda kullanılıyor
ve bu tür tüketim hamburger, salam, sosis, sucuk, lahmacun,
kıymalı kebaplar v.b. klasik et talebini % 30 kesmiş
durumda. Bu tüketim Türkiye'de o kadar büyük ki yabancı soya
üreticilerin Türkiye'deki çıkarlarını korumakla görevli
yabancı vakıflar var ve bu NGO'lar destekçisi olan ülkelerin
konsolosları ile aynı fuar stendlerinde boy da
gösteriyorlar. Aşağıda da anlatacağımız gibi soyanın et
alternatifi olarak kullanımı tabi ki pazarın sadece bir
kısmı. Soya süte, peynire hatta yoğurda alternatif bir
konuma gelmekte. 21. yüzyıl bitmeden hayvan öldürmeye veya
kullanmaya dayalı protein sektörü son derce azalacak ve
belki de Dünya genelinde yasaklanacaktır.
NEDEN TÜKETİLİYOR
Köşe başındaki lahmacuncunuz veya mega markalı
hamburgerciniz tabi ki soyayı siz daha sağlıklı beslenesiniz
diye katmıyor kıymaya. Kıyma tüketici açısından daha
sağlıklı oluyor kuşkusuz ama soyalı kıymanın daha sağlıklı
olması önlenemez bir sonuç. Niyet tamamıyla daha ucuza
protein kaynağı kullanabilmek (protein pazarı tabi ki
kıymadan ibaret değil ve çok daha karlı ve kazançlı protein
kullanım alanları mevcut). Protein için hammadde kaynakları
da soya dan ibaret değil. Yapağıdan (koyun yününden) balık
ve gıda işleme atıklarına kadar onlarca ucuz proteinli
hammadde alternatifi var. Hızla gelişen sporcu proteinleri,
proteinli içecekler v.b. ürünlerde kar marjı çok daha
yüksek.
YERLİ SOYA KIYMASI
ÜRETİCİLERİ
Yerli soya kıyması üreticileri çoğu tabiri caiz ise bu işi
biraz "karakucak" şekilde yapıyorlar. Ürünleri süngerimsi
bir yapıda olmadığı için yabancı rakiplerine nazaran az
hacim tutuyor ve standart ürün üretmekte sorunları var.
Allah'tan işten işe (business to business) çalışıyorlar da
"talebe uygun mal" yerine "arza uygun talep" bulmakta
sıkıntı çekmiyorlar. Yerli soya kıymasının kilosunun fiyatı
1 (bir) doların altında ki bu son kullanımdan önce ıslatınca
25 sentin (0.25 dolar) altına iniyor. İthal soya ile rekabet
etmek için ürünlerini geliştirmeleri ve standardize etmeleri
gerekiyor ama reel sektör ile AR&GE kurumları arasında
uçurumlar var. Teknolojiyi nasıl ürettireceğini bilmek
yanında ürettiği teknolojiyi nasıl koruyacağını da pek
bilmiyor yerli üretici ve o yüzden çaldıracağından korktuğu
teknolojiyi üretmeye yanaşmıyor. Ona patent v.b. konularda
yol gösterenlerin yeterlilikleri de bu konuda sorgulanması
gereken bir konu. Markasını tescil ettirdiğinde ürününü ve
üretim yöntemini patentlendirdiğini sanan çok sayıda
sanayici var. Patent alma sektörü özellikle biyoteknoloji ve
kimya sektöründe "yöntem ve ürün" patenti yazma konusunda
hiç bir yeterliliği olmayan bazı patent vekillerinin
oyuncağı olmuş durumda. İşini iyi yapmaya çalışan patent
ofisleri ise bu kargaşanın arasında kaybolup gidiyor. Zaman
zaman yapılan bilgilendirme çalışmaları da sanayicinin
kafasına reel sektör ihtiyaçları ve sorunları ile ilgili
olan bilgileri sokmaktan çok ansiklopedik bilgi pompalayan
bir yapıda oluyor. Aslında her Türk vatandaşının aracısız
olarak bizzat kendisinin patent başvurusu yapma hakkı var ve
bunun maliyeti gülünç denecek kadar düşük (diğer masrafların
büyük kısmı patent sahibine devlet tarafından geri ödeniyor
ve patentlendirme ile ilgili çok avantajlı geri ödemesiz
KOSGEB teşvikleri mevcut) ama bunu insanlara öğretmek çoğu
patent vekilinin işine gelmiyor.
NEDEN KALICI BİR PAZAR
Protein besin zincirinde en üste çıkmış canlıların dışarıdan
almak zorunda olduğu bir gıda. Örneğin bir "kaplan" yılda 50
civarında büyük ve küçük baş hayvan öldürüp yemek zorunda.
Besin zincirinde kuşkusuz "top predator" yani en üstteki
avcı insandır. Bu itibarla klasik şekilde insanı beslemeğe
kalktığınızda ihtiyaç hissedilen hayvan sayısı insan
nüfusunun kat be kat üstünde olacaktır. Bu da belli bir
nüfustan sonra toprağın kaldırılamayacağı bir noktaya
varacaktır. Bu yüzden protein alternatiflerinin proteinli
gıda kaynağı sıkıntısı çekmekte olan yüksek nüfuslu Uzak
Doğu ülkeleri kaynaklı olması şaşırtıcı değil.
PROTEİN İZOLATLARI
Protein izolatlarının yani saf proteinlerin (veya amino
asitlerin) ziraatten hayvan ve insan tüketimine kadar çok
farklı kulanım alanları var. BİYOTEK olarak bizim bu
konudaki AR&GE çalışmalarımız 3 hammadde üzerinde yoğunlaştı
ama Türkiye'deki araştırmacılarımız kuşkusuz başka ucuz
hammadde alternatifleri de bulabilirler. Bizim çalışmış
olduğumuz hammaddeler:
- Balık işleme atıkları (Ayıklanan balıkların ağırlıklarının
yüzde 85 civarı atık olarak çıkar.)
- Yapağı (yün) atıkları (Dünya üzerinde işlenen derinin % 25
i Türkiye'de işlenir. Çok miktarda yün atık çıkar.)
- Soya (En ucuz protein içerikli hammaddelerden birisidir
ama yukarıdaki gibi atık statüsünde olmadığı için
uluslararası borsası vardır. Nispeten daha pahalı bir
kaynaktır.)
Yukarıdaki birinci konuda çalışmamızı tamamladık ve balık
atıklarından kokusu alınmış, oda sıcaklığındaki raf ömrü bir
kaç yıla kadar uzatılmış ekolojik tarıma uygun bir organik
fosforlu ve amino asitli (proteinli) gübre ürettik.
Ürettiğimiz bu know-how ile Ege bölgemizde bir firma üretime
başladı. Bu AR&GE ile ülke ekonomisine yarattığımız katma
değerin şu anki yaklaşık yıllık hacmi 450 bin doların
üzerinde ve önümüzdeki 10 yıl içinde ekonomimize yapması
beklenen kümülatif katkı 10 milyon doların üzerindedir.
Yapağıdan (yünden) saf protein izolatı üretimi de
gerçekleştirildi ve şu anda bunun optimizasyonu üzerinde de
çalışıyoruz (konuda uzman olmayanları şaşırtabilir ama
hayvan kılı etten 6 kat daha fazla hayvansal protein
içerir). Şu anda hem balık atıkları hem de hayvan kılının
saflaştırılması, izolasyonu ve çözünürleştirilmesi için yeni
(enzimatik) yöntemler deniyoruz. İlk sonuçlar umut verici.
Bu çalışmaları 2003 içinde sonuçlandıracağımızı umuyoruz.
Bitkisel protein gıda takviyesi olarak satılan mikroskobik
yosunlar da mevcut. Bunlardan Spirulina şu anda Ege
Üniversitesinde üretiliyor. Biz ise bunun kütle üretimi için
foto-biyoreaktörler üzerinde çalışıyoruz.
Soya proteini üzerinde yaptığımız çalışmalar ise saf protein
eldesine yönelik. Şu anda suda çözünebilen saf (% 99) luk
soya proteini üretme yöntemi geliştirdik. Şu anda bunun suda
çözünebilirliğinin arttırılması üzerinde çalışıyoruz.
SÜT ALTERNATİFLERİ
Süt hem çok değerli bir besin hem de çok değerli bir besi
yeridir. Örneğin yoğurdu oluşturan mikroorganizmalar süt
içinde büyür. Rennen enzimi yine süt üzerinde çalışarak onu
pıhtılaştırıp peynir yapar. Daha ucuz bir süt alternatifinin
muhteşem bir potansiyel pazarı vardır. İlk akla gelen
pazarlar :
- Peynir katkısı.
- Yoğurt katkısı (süte katmak için).
- Ağız (buzağı besleme sütü) alternatifi.
- Tatlı/dondurma yapımında hammadde.
v.b. şekilde çok uzun bir liste çıkarmak mümkün.
Süt alternatifinde soya ön plana çıkıyor. BİYOTEK'te süt
alternatifi üzerinde yaptığımız çalışmalar soya üzerinde
yoğunlaşmış durumda. Bunlar
- Soya sütünün karakteristik kokusunun alınması.
- Soya sütünden yoğurt üretiminin (mayalanmasının)
optimizasyon çalışması.
- Soya sütünden peynir üretiminin optimizasyonunun çalışması
(TOFU (çöktürme) şeklinde değil enzimatik aktivite yoluyla)
Yukarıdaki ilk iki çalışmayı tamamlamak üzereyiz, üçüncüsü
ise sürüyor.
SUDA ÇÖZÜNEN PROTEİNLER
Proteinler uzun moleküller ve normal halde suda
çözünmüyorlar. Suda çözünür proteinler için daha fazla talep
ve kullanım alanları var. Bu proteinleri parçalayarak suda
çözünür hale getirmek mümkün. Protein çözünürleştirilmesi
ile ilgili BİYOTEK'te de çeşitli AR&GE faaliyetleri yaptık.
Bu konuda bazı matematiksel modellere de ulaştık ama hangi
proteinin hangi endüstriyel ürün için hangi çözünürleştirme
yolluyla en kazançlı şekilde çözünürleştirileceği yine de
bir miktar ekstra AR&GE ile belirlenmesi gerekiyor.
DİĞER ÜRÜNLER
Sporcu proteinleri protein pazarı içinde çok özel bir kalem.
Bunlar bazen yoğurttan bile elde edilebiliyor (yoğurt
hapları şeklinde). Whey-protein diye bilinen peynir altı
suyundan yapılan protein de sporcular ve bebek mamaları için
çok özel bir hammadde. Bu proteinin suda çözünür hale
getirilmesi özel pazar avantajları yaratıyor. Protein
sektöründe çok önemli bir diğer kalem de "tek hücreli
proteinler". Bunlar tek hücreli canlıların uygun besi yeri
üzerinde üretilmesi ile elde ediliyorlar. Bu besi
yerlerinden gittikçe daha popüler olanı "petrol". Petrol
uygun oranda ve formda kullanıldığında tek hücreli
proteinlerin kütle üretimi için çok uygun bir kaynak.
Petrolden protein üretimi için literatür var ama "sentetik"
proteinlerde olduğu gibi bu konunun da daha sonra üzerine
gidilmemiş. Petrol gibi organik bir kaynağın "yakıt" olarak
kullanılması çok acı (Batılı ülkeler kendi petrollerini
endüstriyel hammadde olarak kullanarak gittikçe daha çok
oranda nükleer enerjiye yöneliyorlar. Sadece ABD'de yapım ve
planlama aşamasında olanlar ile birlikte nükleer reaktör
sayısı 400 (dörtyüz) ün üzerinde. Almanya'da bu sayı 30
küsür iken Türkiye'de hiç yok). Bir gün petrolün yakıt
olarak kullanımının yasaklanması pek ala mümkün çünkü bu çok
değerli endüstriyel hammaddenin bu şekilde ziyanı kabul
edilebilir değil. Protein söz konusu olduğunda petrol gibi
stratejik bir öneme sahip en önde gelen hammadde soya ve
soya konusunda şu anda bile devletlerarası stratejik ve
taktik savaşlar başlamış durumda. Bizde ise ne soya ve diğer
protein kaynakları konusunda bir ekonomik savaş stratejisi
oluşturan var ne de oluşturulması gerektiğinin farkında
olan.
MÜKEMMEL PROTEİN VAR MI ?
Evet var. Yumurta akının (beyazının) protein dağılımı insan
vücudu ile birebir aynı amino asit dağılımını gösteriyor. O
nedenle zaten bir proteinin değeri çoğu zaman yumurta akına
oranlanarak bulunuyor. Yumurta akı piyasası Türkiye'de
gelişmiş değil. Yumurta çoğu zaman sarısı ile beraber sıvı
veya toz şekilde satılıyor. Yumurta sarısı yağda eriyen
vitaminleri içermesi açısından değerli bir besin aslında ama
endüstride bazı durumlarda saf protein en öncelikli ihtiyaç
olabiliyor. II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar endüstriyel
yumurta akı ihtiyacını balıktan protein ekstrakte ederek
sağlamışlardı.
DİĞER HAMMADDE
ALTERNATİFLERİ
Türkiye'de yurtdışındakinden fazla üretilen ve kullanılan
soya alternatifleri mevcut ama bunları değerlendirdiğimiz
söylenemez. Bir çok baklagilin soyaya alternatif gücü var
fakat bunların ticarileştirilmesi konusunda zayıfız.
Özellikle ürün ve proses geliştirme yöntemleri konusundaki
bilgisizliğimiz en büyük sorunumuz. Biz akademisyenleri
oturduğumuz sırça köşkten indirip de bu basit ama ticari
açıdan çok önemli sorunlara eğilmemizi sağlayacak yöntemler
geliştirilmedikçe bu sorun kolay kolay çözülecek bir soruna
benzemiyor.
Kaynak : Dr.Yük.Müh. ERCÜMENT ÖZER